Michael Kuyucu Dergikolik’e Konuk Oldu

Michael Kuyucu Türkiye’nin entellektüel dijital internet dergisine konuk oldu. Michael Kuyucu medya ve akademik kariyerini anlattı.

-Öncelikle, Michael Kuyucu’nun eğitim hayatından başlayalım. Öğrencilik yıllarınızdan başlayıp, Doçentlik’e kadar uzanan hikayenizi anlatabilir misiniz? Nasıl bir öğrenciydi Michael Kuyucu?

İlkokulda, pek parlak bir öğrenci olmadığımı hatırlıyorum, nedense ilkokul yıllarında eğitim almayı, öğretmenleri sevmemiştim.  Öğretmenlerim aileme,  “bu çocuğu bir yere verin, çırak olsun kendisini yetiştirsin, çünkü bu çocuk okumayacak” demişti. Ama ailem, benim okumamı istedi. Okul değişikliği sonrasında, ortaokulla beraber derslerimde yıldızım parladı, önce sorunsuz bir öğrenci oldum, sonra teşekkür, ardından takdirname alacak kadar yüksek ortalamalar yakaladım. Bu ivme, doçentliğe kadar böyle sürdü ve ilkokulda o “okumayacak” dedikleri çocuk, ortaokulda ve sonraki eğitiminde başarılı oldu.

-Radyo ile tanışmanız nasıl oldu? Bugüne kadar birçok kanalda program yaptınız? İlk olarak hangi radyoda program yaptınız? İlk yaptığınız yayını hatırlıyor musunuz? Nasıl bir heyecan canlı yayın? Nasıl bir büyü radyo?

Radyoyla tanışmam, tamamen müzisyenliğim sayesinde oldu. Çocukluğumdan beri müzisyen, orkestra şefi olmak istiyordum. Çocuk yaşta özel piyano eğitimi aldım, sonra ailemden rica ettim, kendi harçlıklarımı da biriktirip müzik eğitimlerine kaydoldum. Melih Kibar ve Timur Selçuk’un o dönem çok popüler olan müzik okullarında eğitim aldım. Timur Selçuk’tan “orkestrasyon ve üst düzey armoni eğitimi” aldım, daha sonra Ahmet Güvenç’ten “caz eğitimi” aldım. Bu süreçte, piyano hep hayatımda vardı. Yaklaşık 8 yıl piyano eğitimi aldım, o dönem oldukça iyi bir seviyeye geldim. Doksanların başı, özel radyoların yayın hayatına başladığı yıllardı, babamın bir tanıdığının arkadaşı yerel radyo açmıştı. Benim müziğe olan merakımı bildikleri için “git ortamı gör” dediler. Müzik bilgim sayesinde, laf lafı açtı ve bir anda kendimi mikrofonda buldum. İlk yaptığım program “Akdeniz Rüzgârı” adlı program oldu. Bu program, Türkiye’nin ilk Yunan müziği programı oldu, haftada bir kez yayınlanan program çok ilgi gördü ve hemen Alem Fm’e transfer oldum. Bu programda, sahip olduğum müzik arşivini kullandım, o döneme kadar Türkiye’de kimse Yunan müziği programı yapmamıştı, bırakın radyoda Yunan müziği yayını yapmak, Yunanca bir kelime bile ters geliyordu. Ama ben birazda gençliğin verdiği cesaretle, Türk  – Yunan Dostluğunun medya ayağına soyundum, bu farklılığı yaratarak diğer DJ lerden sıyrılmayı hedefledim ve şükür bunu başardım. Aslında, asla radyocu olmayı düşünmüyordum, aklım fikrim müzik ve televizyondaydı. Ama kader, bizim istediğimizi değil kendi istediğini yapar hep.

-Radyonun yanı sıra Televizyonda yaptığınız programlarda vardı. Hangi kanallarda, hangi programları yaptınız?

Televizyonda Eko TV – TRT – Number One TV – Karadeniz TV -Uçan Kuş TV gibi değişik kanallarda programlar yaptım, ama radyo kadar devam ettirmedim. En uzun süren 3,5 sene ile Number One TV ve Number One Türk TV oldu. Görünüşüm konusunda çok titiz olduğum için, biraz kilo alsam hemen kendimi çekerim, bırakın tv programı yapmayı, fotoğraf bile çekmem. Bu özelliğimden dolayı, TV konusunda çok titiz davrandım ve pek çok TV kanalının teklifini de bazen kendimi fiziksel olarak iyi hissetmediğim için kabul etmedim. Ama  TV konusundaki projelerimi hep ürettim ve üretmeye devam ediyorum, çünkü müzik ile televizyonu buluşturmaya yönelik önemli planlarım var.

-Kaç yıldır bu sektörün içindesiniz?

Tam olarak 24 yıldır sektörün içindeyim.

-Birçok Radyo kanalı var, dinleyicinin seçeneği çok fazla..Bir radyoyu dinlenilir kılmak için neler yapılmalı sizce?

Radyo artık çok değişti. Eskiden, söz programları çok önemliydi şimdi ise müzik programları, hatta müziğin kendisi daha önemli. Çok açık ve net söylemek isterim ki; müzik artık radyonun vazgeçilmezi. Bunu hem sektörel hem de akademik araştırmalara dayanarak söylüyorum. Özellikle yeni nesil, ortaya çıkan tüketim toplumunun da etkisi ile söze hiç tahammül edemiyor. Hemen radyoyu kapatıyor. Onun için sözü, müziğin gerisinde tutmak zorunda tüm radyolar.

-Aldığınız ödüllerden bahseder misiniz?

Doksanlı yıllarda radyo daha değerliydi dolayısıyla ödüllerde anlamlıydı. Hemen hemen her ödül veren kurumdan ödül aldım. Rayad – RGTD – MDG – TRT  – OYDAR ve benzeri pek çok kurumdan ödüller aldım. Şimdi atık ödüllerin de değeri kalmadı. Bu yüzden, ödül törenlerinde aday olarak gösterilmek istemiyorum. Elimden geldiği kadar, bu tarz ödül törenlerine gitmiyorum. Beni aday gösterenlerin de, adaylıktan çıkartmalarını rica ediyorum, çünkü artık, cidden ödüllerin değeri değersizleşti. Ama tabii ki yine de saygı duyuyorum.

-Michael Kuyucu müzik eğitimide aldı, kimlerden hangi eğitimleri aldınız?

Şöyle sıralayayım, ilk müzik eğitimimi Yurdaer Doğulu’nun ilk eşi Lidya Yıldız’dan aldım. 4 yıl kadar piyano eğitimi aldım. Daha sonra “Melih Kibar Klavyeli Çalgılar Okulu”ndan 2 yıllık klavye eğitimi aldım. Başarılı besteci Aslı Gül Ayas’tan 3 yıl kadar piyano eğitimi aldım. Bu süreçte, Timur Selçuk ‘un Taksim’deki bir dönem çok popüler olan müzik okulundan 2 yıllık eğitim aldım. Bu sınıflarda dersi, Timur Selçuk ve ekibi, özel sınıflarda çok ciddi müzik eğitimleri veriyordu. Birinci sınıfta Solfej eğitimi aldık. İkinci sınıf ise ilk sınıfta yüksek not alanlar için açılan özel bir sınıftı, bu sınıfta da yer aldım. Bu sınıfta Armoni ve Orkestrasyon eğitimi aldım. Bu eğitimimle beraber, bende kendimi geliştirdim ve “senfonik orkestrasyon” konusu üzerinde çalıştım. Doksanların başında yaygınlaşan “Bilgisayar Destekli MİDİ müzik eğitimleri” içeren iki seminer ve bir kursa katıldım ve bilgisayar destekli müzik konusunda kendimi geliştirdim. Özetle, bir aranjörün alması gereken tüm eğitimleri fazlasıyla aldım ve bunları medyada kullandım. Bu sırada müzik üretimi de yaptım,  Attila Atasoy – Emre Altuğ – Ziynet Sali – Sinan Özen – Ayhan Aşan – Dilek Budak –  Sibel Tüzün gibi yorumcular şarkılarımı, sözlerimi seslendirdi. Türkiye’nin, 2006 yılında Eurovision Şarkı Yarışması Şarkısı “Süperstar”a Yunanca sözler yazdım. Şarkı, Yunanistan’da yayınlandı, ayrıca o yılın resmi Eurovision şarkı versiyonu oldu. Bu Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması tarihinde bir ilk oldu. 

-Yazmış olduğunuz kitaplar ve makalelerden bahseder misiniz?

Müzik ve medya konulu toplam 12 kitap yazdım. “Türkiye’nin Eurovision Serüveni” – “Sürgün Gibi Masallarda/İlhan İrem Biyografisi” – “Müziğin Kilometre Taşları 1-2” – “Müzik Endüstrisini Anlamak” – “Pop İnfilakı” –“ Her An Her Şey Olabilir” gibi müzik kitaplarının yanı sıra “Türkiye’de Medya Ekonomisi” adlı medya içerikli kitabım yayınlandı. Makalelerimde genelde, radyo ve televizyon yayıncılığı ile yeni medya ile ilgili ve medya endüstrisinin ekonomik yapısı ile ilgili toplam 60’ın üzerinde makale ve bildiri yazdım.

-Radyoya olan ilgi, eskisi gibi devam ediyor mu sizce? Bu konuda bir araştırmanız var mı?

Bu konuda çok iyimser değilim. Radyo dinleme alışkanlıklarında ciddi bir düşüş var. Bu konuda çok araştırma var. Şu an, ortalama radyo dinleme süresi 1 saat civarı. Radyoda, ancak müzik olduğu zaman, dinleme olasılığı artıyor. Az önce de dediğim gibi, söze tahammül nerdeyse sıfır. Dijital radyoyu ciddi tehdit ediyor. Onun için radyonun, önce dijitale sonra da müziğe yönelmesi gerekiyor. Bir de mesaj okunan, sözde interaktif programlar, uzun uzun nutuk atan söz programları vs. bunların hiç ama hiç şansı kalmadı.

-Bugüne kadar hangi eğitimleri verdiniz?

Bugüne kadar İnternet Radyoculuğu- İnternet Televizyonculuğu- İnternet Gazeteciliği – Yeni Medya ve Popüler Kültür, Radyo&TV Programcılığı –  Medya İşletmeciliği – Medya Ekonomisi gibi dersleri verdim.

-CRI Türk FM’den bahseder misiniz? Nasıl bir radyo? Ne zamandan beri yayındasınız?

CRI TÜRK 1 Kasım 2016 tarihinde yayına geçti. Çin’in TRT’sinin dünya yatırımının Türkiye ayağı. 61 Merkezde yayında. TRT radyolarından sonra, en çok merkezde yayın yapan radyo. Tematik haber ve müzik içeriği olan bir radyo. Bu vizyonu, radyonun sloganında da belirtiyoruz: “İyi müzik doğru haber”

-Radyo ve Televizyon Programcısı olmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Çok çalışmaları lazım, büyük hayaller kurmak yerine, büyük projeler ve büyük eğitimler alsınlar. Multimedya eğitimi alsınlar,  artık bir programcının hem ses hem de video montajı bilmesi, hem sosyal medya kullanıcısı olması, hem pazarlamadan anlaması, hem de yeni medya ile çok haşır neşir olması lazım.

-Sosyal medya ile aranız nasıl peki? Web sitenizden bahseder misiniz?

Yeni medyaya erken girdim, bu birazda teknolojiye olan merakımdan oldu. Müzikle bilgisayar yapma konusunda eğitim aldığım 90’lı yıllarda, teknolojiye olan merakım iyice arttı. 14 Şubat 2000 tarihinde, şu an hala online olan ve Türkiye’nin en eski müzik portalı www.muzikhabercisi.com ‘u (www.michaelkuyucu.com) açtım. Burada, 2000 yılından günümüze kadar müzik endüstrisinde olan her şey var. Bir nevi müzik endüstrisinin milenyum google’ı gibi.

Bunun dışında, Twitter – Instagram ve Facebook’ta hesaplarımı çok aktif kullanıyorum, bunun için bir ekibimde var, multimedya tabanlı pazarlama yapmaya çalışıyoruz.  Bu mecralara ilk girmenin verdiği avantajla da, çok iyi geri dönüşler alıyorum ve markamın pazarlanmasında sosyal medyayı çok aktif kullanıyorum.

-Youtube kanalınızı, akustik fm projenizi ve yaptığınız çalışmaları anlatabilir misiniz?

İki tane Youtube kanalım var. Biri, michaelkuyucu adlı kendi markamın kurumsal kanalı. Burada, bana ait her şey var. İkinci kanalım ise akustikfm adlı Youtube kanalı. Bu kanalda, 2015 yılından günümüze kadar başta TRT FM olmak üzere, pek çok platformda gerçekleştirdiğim, akustik müzik radyo programımda seslendirilen şarkıların videoları var. Ayıca Akustik Fm adlı bir web radyosu ve Akustik TV adlı bir web tv si kurdum.

Akustik Fm Youtube kanalında şu an, 625 akustik video performansı var ve bu videolar toplam 6 milyon 985 bin kez izlendi. Bu rakam, benim için süper bir rakam değil, ama gelecekte ulaşmak istediğimiz hedeflerimiz için umut verici.

-Yakında yeni projeler var mı?

Evet var, bunlar daha çok televizyon ve yeni medya odaklı projeler. Ama, doğru zamanda, doğru insanlarla, doğru yerlerde buluşmak adına sabırsızlanıyorum.

 

-“Dergikolik” olarak, bu güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim, son yıllarda gerçekleştirdiğim en kapsamlı röportaj oldu. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

 

Röportaj: Deniz Sezer

 

Röportajın Devamını Okumak İçin: